Değişim Mimarı-Sokrates-Platon-Felsefe Yap

01 Mar 2021

Felsefe Yap!!! Geleceğin Cevabı Geçmişte!!!

Hep merak ederdim neden felsefenin ve bilmin köklerinin hep antik Yunan ve Ege kıyılarına dayandığını…

Sonunda öğrendim…

Yeni nesil yönetim yaklaşımlarını takip etmeye anlamaya çalışırken felsefe tarihi ve antik çağlar bana çok büyük ışık tutuyor.  Daha önce de Aydınlanma Devrinin esin kaynağı “Düşünüyorum öyleyse varım- Cogito ergo SUM” diyen Descartes’ın bilim kuramının SCRUM metodolojisi ile benzerliğini “Düşünüyorum öyleyse Scrum-Cogito ergo SCRUM” demiş olabilir mi diye yazmıştım.

Felsefe tarihi bana bugünün çevik şirketlerinin gelişim zihniyeti ile yönetim anlayışını anlamak için ışık tutmaya devam ediyor.  Birçok sektör bize uymaz diye elinin tersi ile ittiği sadece teknoloji şirketlerine uygun olduğunu düşündüğü çevik yönetim anlayışının köklerini çok geçmişte buluyorum. Kim bilir belki gelişebilmek için sanayi devriminin bozduğu fabrika ayarlarımıza geri dönmek gerekir.

Lafı çok uzatmadan felsefenin doğduğu ortamın sosyal koşullarını anlatan Felsefe Tarihi Ders Notları’mdan bir alıntı ile başlamak istiyorum, okuyunca bana hak vereceksiniz:

Sokrates’ten önceki filozofların ilk üçü; Thales, Anaksimandros (MÖ. 610-545) ve Anaksimenes (MÖ. 585-528) bugün Aydın ili sınırları içinde kalan Milet kent devletindendir. Milet, Anadolu’nun batısında, Büyük Menderes Nehrinin hemen ağzına yakın deniz kıyısında kurulmuş bir liman kentidir. Milet’in liman kenti oluşu buranın felsefeye kaynaklık etmesiyle yakından ilgilidir; çünkü limanlar, farklı kültürlerin, inanışların, insanların ve dillerin bir araya geldiği yerler olmaları bakımından önemlidir. Bu açıdan limanlar çeşitli kültürlerin, bilgeliklerin, inanışların iç içe geçip yeni biçimlere gebe olmalarına zemin hazırlar. Özellikle de Mezopotamya ve Mısır gibi iki büyük uygarlığa yakın konumu Milet’te önemli bir kültürel birikimin oluşmasını sağlar. Bu kültürel birikim, Milet’te felsefi etkinliğin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır ancak bu durumun felsefenin ortaya çıkışı için yeterli koşul olduğunu ileri sürmek olası değildir. Kültürel birikimin yanı sıra toplumsal yaşamın birbirleriyle çatışmalı kesimlerden oluşmasının düşünsel canlılığa yaptığı katkı da dikkate değerdir. Tanrıların armağanı olarak doğuştan yönetme hakkını aldıklarını öne süren soylular ile ticaret yoluyla zenginleşen ve yönetme hakkı isteyen tüccarlar arasındaki gerilim, düşünsel alanda da açığa çıkar. Soylular belli bir evren tasarımında kendi egemenlik haklarını dile getirdikleri için, soylulara karşı hak arayışında olan ticaret yoluyla zenginleşen kesimler kendilerini kısıtlayan bu evren tasarımına karşı çıkmak durumundadırlar. İşte bu canlılık da felsefenin hazırlayıcı koşullarından bir başkasıdır. Milet’in bulunduğu İyonya bölgesinde pek çok kütüphane bulunur. Öyle ki bunlardan biri olan Bergama Kütüphanesi çağında dünyanın en zengin kütüphanelerinin başında gelir. Öyleyse bilgiye ulaşma kolaylığı da felsefenin ortaya çıkışını belirleyen diğer bir etmendir. Bir başka etmen, kent devletlerinin zenginliğidir. Gündelik yaşamın gereği olan üretimi kölelere ve kendisine bağlı çalışanlara yaptıran bir sınıfın olması felsefeye giden yolu hazırlar; çünkü böylesi üretim koşulları kimilerine serbest zaman olanağı sağlar. Serbest zaman, gündelik sorunlar dışındaki konular hakkında düşünebilmenin olmazsa olmaz koşuludur.

 Nasıl antik çağda felsefenin çıkış ortamını beğendiniz mi?  Fark edilmesi kolay olsun diye sizler için bazı bölümleri koyu ve kalın harflerle vurguladım. Aslında tarih, bilginin düşüncenin gelişmesi için ne yapmamız gerektiğini gayet net söylüyor.  İsterseniz burada kendi düşüncelerinize odaklanıp kendi felsefenizi kurgulayabilirsiniz ya da pandemi sonrası daha da gelişen iş yaşamını değerlendirmek üzere benimle birlikte devam edebilirsiniz. Hatta sonunda kendi düşüncelerinizi de benimle yorumlarda paylaşabilirsiniz.

İçinden geçtiğimiz pandemi süreci bize çok sıkıntılar ve üzüntüler yaşatmış olsa da ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’nin uygarlıkların gelişmesi konusunu açıkladığı “Challenges and Responeses” kuramında söylediği gibi doğanın sunduğu zorluklarla mücadele uzun vadede toplumların refah düzeyini artırmasını sağlıyor.  Pandemide sadece hızlanan bir dijital dönüşüm yaşanmadı, sosyo-kültürel yapıda da büyük değişiklikler kaydedildi, pandemi kayıplara rağmen birçok kazanım ve gelişmeye de ortam sağladı. Umarım bizler de bu kazanımların meyvesini yediğimiz günleri görürüz.

Şimdi pandemi ile mücadele ederken kazandıklarımızı da düşünerek felsefenin ve bilmin çıkıp geliştiği ortamından bugüne bakalım:

Farklı Kültürlerin Bir Araya Gelmesi: Kimi şirketlerin “kadın-erkek sayısının eşitliğine” indirgediği “takımlarda çeşitlilik”(diversity in teams) ve “farklılıkların yönetimi”  aslında çok daha kapsamlı bir olgu.  Prof. Dr. İsmet Barutçugil “Kültürler Arası Farklılıkların Yönetimi” adlı kitabında bu farklılıkları: yaş, ırk, cinsiyet, etnik köken, fiziksel ve zihinsel yetenekler, cinsel yönelim, coğrafi yerleşim, medeni durum, ebeveyn durumu, dış görünüm, eğitim geçmişi, dini inanç, sosyo-ekonomik düzey, hobiler, yönetim konumu, uzmanlık alanı, kıdem, bölüm/birim, işverenin konumu, işin niteliği, kültürel farklılıklar (Giyim, görünüm, davranış, yeme-içme, görgü kuralları, inançlar, tutumlar, dünya görüşü vb.) olarak tanımlıyor ve inovasyon iklimi için önemine dikkat çekiyor.

Yeni dünya düzeni tam da buna fırsat sunmaya başladı; uzaktan çalışma imkanı ile sınır tanımayan profesyoneller, emeklilik yaşının ilerlemesi ile 3 nesil bir arada çalışanlar, kadının iş hayatındaki yeri, bireysel ve küresel göçlerin getirdiği çeşitlilik ve diğer farklılıkların fark edilir ve toplumda saygı görür olması; farklılıkların işletmelerde ve ekiplerde bir araya gelmesine daha fazla olanak veriyor.

Sadece benim gibi düşünenlerle çalışayım, sadece tek tip ekolden eğitim alanları bir araya toplayayım, hemşeri teşkilatları kurayım diyen şirketler tek yönlü dengesiz beslenmenin acısını çekiyorlar. Farklı kültürleri bir araya toplayıp, saygı görmelerini ve güvenli bir şekilde seslerini duyurmalarını sağlayan şirketler gerçekten global olma yolunda ilerliyorlar.

Çevik yönetim şeklini benimseyen şirketlerde birbirinden öğrenme ve birlikte gelişme kültürü ile takımlarda farklılık işletmelerin en önemli gücü haline geliyor.

 Büyük Uygarlıklardan Öğrenme: Pandemi ile giderek artan deneyim paylaşım webinarları, uluslararası bilgi networkleri, dijital deneyim ve bilgi paylaşım ortamları çevikleşmeyi başarmış şirketlerinin başarı ve başarısızlık hikayelerine giderek kolaylaştırıyor.  Her hatayı kendimiz yapmak zorunda değiliz, başkalarını hata ve başarılarından öğrenmek artık çok daha kolay hem de bedava.

Belli Düzeyde Çatışma: Çatışmasız çok huzurlu veya tam tersi sert hiyerarşi altında çatışmanın bastırıldığı durumlarda yaratıcılık ve yeni fikirler için uygun ortam oluşmuyor. Sonuçta antik çağda da fikir çatışmasını besleyen kölelerin değil ticaretle zenginleşen tüccarların hak talep etmesi idi.  Eski başarılarının huzurunda buz dağını fark etmeyen sektör devlerinin nasıl zor duruma düştüğünü duyuyoruz.  İşletmelerin ve takımların asıl çatışması pazarda rakipler ve değişen müşteri ihtiyaçları iledir.  Hiyerarşi ne kadar düşük, silolaşma ne kadar az ise takımların sunulan hizmetle müşteri talepleri ve rakipler arasındaki çatışmadan farkındalığı o kadar artar ve daha yaratıcı çözümlere ortam oluşur.  Geçmiş deneyimlerimde, silolardan oluşan bir organizasyonda çalışırken müşteri talebini diğer silonun yöneticisine ilettiğimde “siz de müşteriyi terbiye edin, bu iş böyle olur” cevabı ile irkildiğimde çok üzülmüştüm, meğerse kimsenin suçu yokmuş, her departmana izole bir cumhuriyet kuran sistemde imiş problem.

Hiyerarşik ve silolardan oluşan organizasyonel yapının yarattığı “çatışma” kariyer çatışmasına dönüşerek firmayı beslemek yerine, kişisel hedefleri şirket hedeflerinin önüne geçiriyor ve şirkete zarar veriyor.  Çalışanların güçlerini dış koşullara karşı birleştirmesini engelliyor.

Bilgiye Ulaşma Kolaylığı: Organizasyonların çevikleşmesinin önemli öğelerinden biri bilgi paylaşımına açık olmak ve “gelişim zihniyeti”ne sahip olmak çevikleşmenin en önemli şartı.  Gelişen teknoloji ve pandemi ile değişen alışkanlıklar çevirim içi ortamda birçok dijital yayına, video veya çevirim-içi eğitime ulaşma olanağı sağlıyor.  Çevik zihniyete sahip kişi ve kurumlar için artık her şey daha kolay.

Serbest zaman: Sanayi devrimi şirketleri, insanı makinanın parçası olarak gördüğü için performans ve ücretlendirme adam-saat takip ediliyordu. Seri üretim devri bitse de bu alışkanlık birçok işletmede devam ediyor.  Hatta 8 saatle sınırlı kalmayan çalışama hayatı çalışanların özel hayatlarını da tüketiyor.  Oysaki dünya markası firmalara baktığınızda zamanlarının %20’sini rutin işlerinin dışında zihinlerini beslemeye ve farklı birimlerdeki kişilerle yeni projeler geliştirmeye ayırdıklarını görüyoruz.

Ders notlarımda dikkat çeken noktalar burada bitiyor.  Yazımı Sokrates’in öğrencisi Platonun Kent Devletinin kurtuluşu için çıkış yolunu ile tamamlamak istiyorum.

Bu durumda, gerçek felsefeye sığınıyorum, çünkü yalnız o, kişilerin ve toplumların yaşamındaki doğruluğun ne olduğunu bize gösterebilir ve şunu bildirmeyi gerekli görüyorum: doğru ve gerçek felsefeye dayananlar devletlerin başına geçmedikçe ya da devletlerin başındakiler gerçek filozoflar olmadıkça insanlığın çektiği sıkıntılar bitmez.”

Siz de isterseniz “21. Yüzyıl şirketi”nin kurtuluşu için felsefeye sığınabilirsiniz.

Bol felsefeli günler dilerim. Kolay gelsin

Total Page Visits: 684 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir