13 Eyl 2022

İnşaat Sektörünü Yeniden İnşa Etme Vakti

Buluttan Bile Nem Kapan İnşaat Sektöründe Çevik Yönetim XII

İnşaat sektöründe sürekli aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz. Biz her projede aynı kısır döngüyü tekrarlarken farklı aktörler farklı bakış açıları ile sektöre girmeye başladılar bile. Dergimizin Mart 2022 sayısındaki yazımda; 2016’da Elon Mask’ın “Trafikten bıktım” diyerek The Boring Company’i kurarark Los Angeles’in altında tüneller kazmaya başladığını okumuştunuz. Çünkü Elon Mask’ın bizim klasik iş yapış şeklimize tahammülü yoktu.

Dünya genelinde hem alt yapı hem de üst yapı olarak çok büyük bir yapı ihtiyacı var. Erişilebilir maliyetlerle bu ihtiyacın karşılanması çözülmesi gereken sorunların başında geliyor. Özellikle erişilebilir maliyetlerde konut açığı bütün dünyanın önünde zorlayıcı bir problem olarak duruyor ya da girişimci bakış açısı ile ifade etmek istersek “çok büyük bir fırsat” olarak kendini gösteriyor.

“Atatürk gibi düşün” sözünü çoğumuz duymuşuzdur, bunun bazı kaynaklarda atfedildiği gibi bir Norveç atasözü olup olmadığını tartışmayacağım, ancak bu sözün sihirli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bazen kendimize ve bakış açımıza o kadar alışıyoruz ki artık hiç düşünmemeye her şeyi otomatik pilotta yapmaya başlıyoruz. “Atatürk gibi düşün” sözü aslında farklı bakış açısı ile yeniden düşünmeye yapılan bir davet. Yapıcı bir şekilde mevcut düşünme potansiyelimizi ortaya koymayı tetikliyor.

Bazen bildiğimiz eski doğrular o kadar zihnimize dolanıyor ki yeni doğruları inşa etmekte güçlük çekiyoruz. O nedenle inşaat sektöründen çağdaş bir endüstri yaratmak için eski zaferlerin egosundan kurtulmaya ve Atatürk gibi düşünmeye ihtiyacımız olacak. Osmanlı saltanatının bittiğini anlayıp Cumhuriyeti kuran zihniyetin bize vereceği bir ilham olmalı.

Bu sabah masanıza geldiğinizde Atatürk’ün yanınıza oturduğunu ve ona tavşan kanı sıcak bir şantiye çayı ikram ettiğinizi düşünün, çayınızı yudumlarken o “Burada neler oluyor, çocuk?” diye sorsun siz ona anlatın? Stok sahasında neden bir sürü malzeme olduğu halde asıl monte edilecek malzemelerin siparişinin unutulmuş olduğunu o nedenle montaj yapamadığınızı, yağmur nedeni ile cepheye çıkamadığınızı, işçilerin birlikte çalışmaya alışık olmaması nedeni ile sürekli hata yaptığını, deneyimsiz ve beceriksiz olduklarını, çalıştıracak yetenekli adam bulamadığınızı, alt yüklenicilerin bir birini beklemek zorunda kaldığı için tuttuğunuz gecikme hesaplarını, salonun ortasından geçen tesisat kanalını, baş kurtarmayan asma tavanlar ve bütün bunlardan kimin sorumlu olduğunu takip edip yazışmalar yapmak şirketinizi temize çıkarmak için sabahlara kadar çalıştırdığınız personeli açıklayın.  Ve onu çaresiz olduğunuza ikna edin. Projenin zamanında, bütçesinde kalitesinde bitmemesi için haklı sebeplerinizi ona savunun. Zarar etmenizi ona açıklayın. Ona deyin ki: “Atam, inşaat sektörü buluttan bile nem kapıyor biz ne yapalım.”. Size “Madem buluttan bile nem kapıyor neden işin çoğunu bulutların altında yapıyoruz o zaman?” demez mi? “Madem mevcut iş yapış şekliniz bu kadar verimsiz, neden bu şekilde yapıyorsunuz?” demez mi?

Daha düşük maliyetlerle daha kaliteli, daha çevreci ve daha kullanıcı dostu binaları daha hızlı üretmek mümkün mü?

İnşaat projelerinin önemli bir bölümü kontrolsüz ortamlarda, birbirini tanımayan ve sonrasında geri bildirim ve öğrenilmiş ders biriktirmeyen, öğrendiklerini bir sonraki proje aktaramayan ekiplerle gerçekleştiriliyor. Her proje yeni ekiplerle yeni tedarikçilerle yeni fırtınalar altında nerede ise sıfırdan başlıyor. Süreç içinde bilgi akışı ve geri bildirim kopuyor, tasarımcı-tedarikçi-inşacı-satıcı- işletmeci-kullanıcı hep kendinden öncekini suçlayarak işi devralıyor ve genellikle geri doğru deneyim ve bilgi akışı olmadığı için bir sonraki projede de kalite artmıyor her şey yeniden aynı veya daha kötü hatalarla yeniden başlıyor. Bunun yanı sıra herhangi bir zamanda 40-50’leri bulan sözleşme tarafı paydaş da projeyi kendi çıkarlarına uygun halde yürütmeye çalışıyor. Bu hatalar olmasın diye fedakâr süper kahramanlar arıyorsunuz ve sonunda suçlu proje müdüründe oluyor.

Dergimizin Temmuz 2022 sayısında Entegre Proje Teslimi (Integrated Project Delivery-IPD) sisteminin paydaşlar arasındaki çıkar çekişmelerini kaldırmaya yönelik olarak nasıl bir yaklaşım sergilediğini okumuştunuz.

Şimdi gelelim buluttan nem kapma meselesine. Ne kadar iş birlikçi ve iyi niyetli olsanız da sahadaki kaosu yönetmek zor olacak.

Peki prefabrikasyon bu konuda bir ışık tutabilir mi?

Türk Prefabrik Birliği 1984’te kurulmuş, demek ki en azından 1970’lerden beri prefabrikasyon kavramının Türk İnşaat Sektöründe olduğunu söyleyebiliriz. Peki 40-50 yılı bulan bu süreçte sizce “prefabrikasyon” gerektiği kadar gelişmiş ve sektörü değiştirmiş mi? “Prefabrik” ürünlerimiz daha çok “prekast” seviyesinde kalıyor. Yüksek binaların cephelerinin bir an önce sağlıklı bir şekilde kapatılması için geliştirilmiş olan cephe panelleri yaygınlaşmaya başlamış, elektro-mekanik sistemlerin mümkün olduğu kadar şantiye dışında ya da yerde bir araya getirilmesi bir dereceye kadar prefabrikasyon olarak inşa sürecine katkı sağlamış olsa da sektörümüz hala prefabrikasyonun sunacağı potansiyeli ortaya çıkarmış değil. Prefabrikasyon hala taşeronların yetki ve sorumluluk sınırları içine sıkışmış durumda. Disiplinlerin sınırlarını aşamıyor.

Prefabrikasyonun 50 yıllık emeklemesini, ilk CAD programlarının kağıda elle çizmek yerine dijital ortama çizerek kağıda basmanın sağladığı iyileştirme düzeyine benzetebiliriz. Yapılan iş, süreç akışı aynıdır sadece dijital kaynaklarla süreç iyileştirilmiştir. Ne zaman ki BIM ile akıllı nesne tabanına geçildi, ortak çalışma platformunda bilgi yüklü nesneler VR teknolojileri ile deneyimlenmeye başlandı tasarım aşaması ve inşaat endüstrisi dijital dönüşümden faydalanma olanağına sahip oldu. Tasarım süreci bütünsel bir bakış kazandı ve verimlilik artışının ötesinde tasarımın kendisinin iyileşmesi için potansiyel oluştu. Şu anki prefabrikasyon anlayışının inşa süreçlerine katkısı biraz kalite ve verimlilik artışından öteye geçmiyor. Gerçek potansiyel prekast elemanlardan gerçekten prefabrik elemanlara geçilmesi ve yapı elemanlarının hassas ölçülerle modüler olarak multidisipliner takımlarla tek seferde sevkiyata hazır hale getirilmesi ile mümkün olacak.

Israil’in devlet destekli Contech kuluçka merkezi; Contech-Construction Innovation Zone – bünyesinde prefabrik konut üretimi konusunda çalışan startup; VEEV, Şubat 2022’de global yatırımcılardan 400 milyon, daha önce aldığı yatırımlarla toplam 597 milyon Amerikan Doları yatırım aldı. Aralarında gayrimenkul sektöründe olmayan sermayedarlarında bulunduğu yatırımcılar belli ki nitelikli ve erişilebilir konut ihtiyacı konusundaki potansiyeli görüp pazarda doğru ürünle konumlanmak istemişler.

İnşaat sektörü insanlığın yapı ihtiyacını karşılamaya çalışırken; dünyanın ondan beklentileri var:

1-Projelerini zamanında, bütçesinde ve söz verdiği kalitede teslim etmesi,

2-İnşa sürecinin ve yaşam sürecinin çevre dostu olması,

3-Mali olarak erişilebilir olması,

4-Felaketlere karşı dayanıklı olması,

5-Kullanıcılar için huzurlu ortamlar yaratması ve yaşam için esnek olması,

6-Yaşam boyu performansın yüksek olması

(kaynak: Shaping The Future of Construction Industry–6 challenges)

Üstelik inşaat sektörü bütün bu iddialı talepleri karşılamaya çalışırken hiç olmadığı kadar büyük ham madde ve yetenek kıtlığı ile mücadele ediyor ve durum giderek de kötüye gidiyor. İnşaat sektörünün israf edecek ne bir adam saati ne motive bir tek kişisi ne de 1 gram malzemesi var.

İnşaat sektörünün yeni binalar tasarlamadan önce sektörü yeniden tasarlaması gerekiyor.

BIM’in bütünsel bakış içinde, iş birliği ve birlikte tasarımı sağlayacak bir ortam yaratması, gerçek tedarikçi verileri ile ilişkilenmesi, bilgiyi sonraki aşamalara kolay erişilebilir ve işlenebilir şekilde aktarması gibi bir devrim prefabrikasyon açısından çok büyük ilham kaynağı olabilir. Sadece nerede ise her vidayı başka bir alt yüklenicinin başka bir sözleşme kapsamında yaptığı ve bütün bunların bir de zamana yayılarak şantiyede kaos ortamında yapıldığı iş yapış şeklimizden sıyrılıp iş yapış şeklimizi bütünsel bakış açısı ile yeniden tasarlamamız gerek.

Şimdi tekrar Atatürk’le çay sohbetimize dönelim, bize bir öğüdü var:

“Ben, bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem; o işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.”(kaynak: Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 10)

İnşaat Sektörünün müşterisi bizden: 1-Projelerini zamanında, bütçesinde ve söz verdiğimiz kalitede teslim etmemizi, 2-inşa sürecinin ve yaşam sürecinin çevre dostu olmasını, 3-mali olarak erişilebilir olmasını, 4-felaketlere karşı dayanıklı olmasını, 5-kullanıcı için huzurlu ortamlar yaratmasını ve esnek olmasını, 6-yaşam boyu performansın yüksek olmasını istiyor demiştik. Bir de bunlarla beraber yetenek ve hammadde kıtlığı da çektiğimiz malum. Belli ki mevcut iş yapış şeklimiz dünyayı ve sektörü tüketiyor. İnşaat sektörünün en önemli problemi karışık ve karmaşık olması ve bu karmaşada öngörülebilirlik oranının düşük olması. Bu karmaşıklık büyük ölçüde iş yapış şeklimizden de kaynaklanıyor. Kimin neyi ne zaman yapacağını bir türlü kestiremiyoruz.

Gelin Ata’mıza engellerimizi sıralayalım:

  1. Bulutlar
  2. Bilginin paydaşlar arasında dağınık olması
  3. Çok paydaşlı yapıda çıkar çatışması
  4. Şantiyede kaos ortamı
  5. Birbirine alışkın olmayan tek seferlik ekipler
  6. Deneyimli olmayan mavi ve beyaz yaka
  7. Çok fazla çeşit ve ölçüde imalat
  8. Malzeme tedariğinin imalat akışına paralel olmaması
  9. İş sürekliliği olmadığı için istihdamın sürekli olmaması
  10. Öngörülemez olması, belirsizlikler
  11. Sürekli artan maliyetler
  12. İş güvenliği riskleri
  13. ……..

Peki fikir aşamasından hep birlikte ele alsak inşaat işlerini. Binaları ve tüm süreçleri tasarımcı, malzemeci, imalatçı hep birlikte optimize ederek tasarlasak ve fabrikada düzenli eğitim alan ve gelişen ekiplerle imal etsek ve şantiyede minimum işçilikle monte etsek. Ve hatta demontajını ve yeniden kullanılmasını da planlasak. Fabrikada israfı önlesek, çevik yönetim yaklaşımları ile süreci ve ürünü sürekli iyileştirsek, mutlu çalışma ortamı ile yetenekli işgücü için cazibe merkezi olsak.

Bu bakış açısında yukarıda saydığımız engelleri yavaş yavaş hafifletmez miydik? İnşaat sektöründen beklentileri daha iyi karşılamaz mıydık?

Şimdi bu noktada düzeni korumak ve konfor alanından çıkmak istemeyen otomatik pilot diyecek ki:

  1. Çok fazla ilk yatırım maliyeti gerekir
  2. İş sürekliliği yok bu yatırım geri dönmeyebilir
  3. Sürekli istihdam gerektirdiği için sabit gideri çok fazla
  4. …….

Yap-işlet-devret projelerle koca koca köprüler, hastaneler ve havaalanları yapılıyor ve riskler alınıyor. Eminim çok esnek bir düşünce yapısına sahip olan inşaat sektörü bu engellerin de aradan kaldırılması için birçok çözüm bulabilir.

Stabil ortamlarda güven içinde ve çözüm odaklı olarak çalışan iş ve beyin gücü yapılı çevremizin gelişmesi için çok şey vaat ediyor. Her firmanın ve çözüm ortaklıklarının kendi benzersiz çözümü ortaya çıkacak. Yeter ki otomatik pilottan çıkalım.

Ekonomik konut hamlesi tüm dünyayı sararken belki bizim sektör devlerimizden de dönüşüme cesaret edenler çıkar.

Mutlu çalışan, mutlu müşteri ve değer katan işler için

Hepimize kolay gelsin

Yazını orijinali İnşaat Tedarik Dergisi Eylül Ekim 2022 sayısında yayınlanmıştır.

Total Page Visits: 118 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir