30 Mar 2020

Şoku Atlattıysak Artık İşimize Bakabilir Miyiz?

 “Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver” Marlo Morgan, Bir Çift Yürek-Sukunet Duası.

Covid-19 pandemi günlerinde evimize kapanmış insanlar olarak, elbette çevremizde olup biteni takip edeceğiz, bu alışılmadık durum karşısında kendimiz ve sevdiklerimiz için endişeleneceğiz, ancak kurban rolüne kapılıp bunu saplantı haline getirirsek asıl o zaman zarar görmeye başlarız.  Neye odaklanırsak onu çoğaltırız, o nedenle ben bugün değişime adaptasyona, yeni ihtiyaçlara ve yeni olanaklara odaklanmak istiyorum.

Uzun zamandır değişim sinyalleri oradan buradan fışkırıyor ve işletmelerimizi zorluyordu.  İşletmeler değişim vaktinin geldiğini görse de günlük rutinden çıkıp değişmeye kaynak ayıramıyordu, değişim projesinin maliyeti hesaplanıyor ve bütçe yok denerek erteleniyordu. Değişmemenin ve çevikleşmemenin maliyetini şimdi hep birlikte görüyoruz.  Kimse böyle bir pandemi dönemine hazırlıklı değildi ancak otonom takımlar kuran, teknolojik gelişmeleri yakın takip eden ve odağına müşteri ihtiyaçları ile değişime adaptasyonu koyan çevik firmalar bu zorlu günlerde dahi adaptasyonu kolayca sağlayıp hem para kazanmaya he de markalarını büyütmeye devam ediyorlar.  Birçok firma bu süreci en az hasarla atlatma ümidi ile maliyetleri kısmak için maaş ve eleman politikaları geliştirirken; çevik firmaların COVİT19 test kiti ürettiğini, üretim bandını maske üretimine dönüştürdüğünü, evde kalma günlerinde halkın ihtiyaçlarına göre ürünlerini geliştirdiğini görüyoruz.  Bu üretimlerin bazıları mali kaygı güdülmeden yapılsa bile markaya yapılan bu yatırımın pandemi sonrası geri döneceği konusunda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum.

GE’nin efsane CEO’su Jack Welch diyor ki, “eğer dışardaki değişimin hızı, içerdeki değişimin hızından yüksekse, son yaklaşıyor demektir.”. Yani dış değişime paralel değişiyorsanız en iyi ihtimalle yerinizde sayıyorsunuz. Eğer işinizi geçen sene yaptığınız gibi yapıyorsanız, size acı bir haberim var, sona doğru ilerliyorsunuz, hatta şu son gelişmelerle toslamak üzeresiniz.  Bu nedenle bütün bu süreç bittiğinde hayata kaldığımız yerden devam edeceğiniz gibi bir yanılgınız olmasın. Bundan sonraki süreçteki refah durumu bize bağlı, aynı şu anda kayıplarımızın da sokağa çıkmama ve önlem alma konusundaki hassasiyetimize bağlı olduğu gibi.  Bu süreci yaratıcı bir şekilde geçirirsek çok daha başarılı refahlı günler bizi bekliyor.  Öyle olmasa 2 kere dünya savaşı atlattıktan sonra bu dünya tekrar refaha ulaşabilir miydi? Ya Japonya atom bombasından sonra yok olup gitmez miydi? Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını hepimiz biliyoruz, biz zaten inanç ve tutkuyla mucizeden doğmuş bir ülke değil miyiz?

Çok geriye gitmeden yakın tarihimize baksak, ne 15 Temmuz’umuz bitti ne tekrarlanan seçimlerimiz ne uçak krizlerimiz ne de terör, bu olay olmasaydı da bizim 2-3 ayı krizde geçireceğimiz bir sebebimiz olurdu, o nedenle battık bittik diye hemen karaları bağlamayalım. Bütün bunları düşününce son yılların popüler terimi Türkçe’ye “dayanıklılık, zorlukları yenme gücü” diye tercüme edebileceğimiz “resilience” konusunda birinciliği kimseye bırakmayız, o nedenle bunun üstesinden gelecek bir millet varsa o da bizden başkası değil.

Bulunduğumuz coğrafyadaki karmaşa nedeni ile her fırsatta Türkiye’de yaşanmaz deyip Avrupa ve Amerika hayalleri kuran arkadaşlara da seslenmek istiyorum. Avrupa Birliği vatandaşı olanlarla olmayanları ülkelerine giriş sırasında bile önceliklendiren zihniyet, yetersiz kalan sağlık sisteminde siz misafirsiniz önden buyrun der miydi acaba? Bunu bütün bu olaylar dindiğinde öğreneceğiz. Artık online dünyada sınırlarımız çok daha geniş, bu evde kalma günlerinde fark ettik ki sınırlandıkça sınırlarımız genişliyor, yeter ki vizyonumuz geniş olsun.  O nedenle belki de gitme planları yapmak yerine burada kalarak burada neleri düzeltebileceğimize bakmanın vakti gelmiş olabilir.

2 Yıl kadar önce Ebru Baybara Demir’in Mardin’de terör nedeni ile duran turizm ve kapanan Cerciş Murat Paşa Konağı Restoranı’ndan sonraki “Hayatım Yenibahar” girişimi ile ilgili olarak yazdığım blogda “Çay Koyun Yeniden Başlayacağız” demiştim, yine öyle yapacağız ama bu sefer bardakların temiz olduğuna, şekerin kapalı pakette geldiğine ve içerken aramızdaki sosyal mesafeyi koruduğumuza emin olacağız.

Ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee tarihte uygarlıkların düşüş ve yükselişlerini “zorluklar ve tepkiler” (challenges and responses) kuramına bağlıyor.  Şurası muhakkak ki bu zorluğu atlattığımızda tüm dünya insanları olarak daha güçlü ve gelişmiş olacağız.

Biz fark edip kendimizi hazır hissetmesek de değişimin görünenden çok fazla olduğu zaten söyleniyordu. İnsanlık fikir olarak hazır olmadığı için ya da karlı iş modeli kurulamadığı için görünür olmayan birçok icadın perdenin arkasında beklediğini duyuyorduk. “Modern toplum” adı verilen sanayi devrimi toplumu değişmeye devam ediyordu, hatta 20. Yüzyılın 2. yarısından beri postmodern toplumdan bahsedilirken biz bu değişimi X nesli, Y nesli, Z nesli diye alt başlıklarda incelesek de geldiğimiz noktada yeni bir toplum yapısına hızlı bir geçiş yaptık, yakında bize de bir isim takarlar; nasılsa haberimiz olur.  Bu son olaylardan sonra toplumun iş ve sosyal yaşamı ciddi bir şekilde değişecek.  İçinde bulunduğumuz bu zorlu dönemde bir sürü teknolojik gelişme olacak. Dualarımız çok kayıp olmamasından yana ama belki demografik yapı bile değişecek, değişmese de yaşlılarımızı korumak için farklı önlemler gerekecek.

Sorum şu; sizin işletmeniz bu yeni toplumun hangi ihtiyacını karşılayacak?  Bu ihtiyacı karşılarken yeni gelişen teknolojilerden nasıl faydalanacak? Bunu nasıl bir maliyet ve gelir modeli ile gerçekleştirecek ve kiminle yapacak? Burada kastettiğim hizmetleri internet teknolojisine dayandırmaktan, üretimde dijital dönüşümden çok daha fazlası. İşletmeniz kimin ne derdini çözüyor olacak?

Bugünleri en az hasarla atlatmak; güçlü ekonomi ile mali kaynak oluşturup can kaybını minimumda tutmak istiyorsak şu an Türk ve dünya toplumunun geleceğine odaklanmanın ve ürün geliştirmenin tam sırası.  Değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirelim, evde oturalım, önlem alalım hasta ve kayıp sayısını minimumda tutalım, karamsarlık veya suçlama yerine yeni ihtiyaçlara ve çözümlere odaklanalım.

Bu salgın diyor ki: aslında sınır yok, çözüm için iş birliği yapın,  yeni dünya düzeninde düşünen, çözüm odaklı toplumlar olarak iş birliği içinde olun. Şirketlerin değil ülkelerin çevikliği, iyi niyet ve iş birliği kapasitesi sınanıyor.  Çünkü bana dokunmayan yılan çok yaşasın diyen dünya ülkeleri bu salgınla aynı gökyüzü altında yaşadığını anladı.

Bu salgından sonra birçok sosyolojik araştırma yapılacak; travma sonrası davranış şekilleri araştırılacak, çünkü bu global krize 10 yıllık ev kredisi ile yakalanan insanlar, işini büyütmek için kredi çekmiş iş sahipleri uzun vadeli riskleri yönetmek konusunda daha hassas olacaklar.  Yaşamda seçimler değişecek.  Bazı sektörler zayıflarken başka sektörler ortaya çıkacak.  İnternet teknolojileri sayesinde eğitimde eşitlik ve özgürlük ortaya çıkacak.  Aynı bizim gençliğimizdeki gibi sabahçı-öğleci çift tedrisat gibi okul binaları daha verimli kullanılacak, derslerin çevirimiçi daha etkin yapılması için teknolojiler gelişecek, aynı şeyler ofis binaları için de geçerli.  Çalışanlar ve öğrenciler kural diye aynı saatte aynı yerde toplanmayacaklar, birlikte olmaları gerektiğinde, gerektiği kadar bir araya gelecekler, geri kalan kısmı evde “çevirimiçi” halledecekler, çocuklar çok daha erken otonom olmayı öğrenecekler.  İnsanlar  çocuklarına biz eskiden 8 saat çalışmak için 3 saat yol gidiyorduk ve maaşımızın büyük bölümünü yol parası veriyorduk diye anlatacak ve çocukları bunu çok aptalca bulup inanmakta güçlük çekecekler. Evde yaşam konforu daha önemli olacak, konut tasarımında “misafir odası” zaten yok oluyordu yerine “çalışma odası” kavramı gelecek, ses yalıtımı önem kazanacak.  Şehirdeki sosyal alanlar mesai dışı saatlerde kapasite üstü dolmayacak, daha dengeli yoğunluk olacak. Uzaktan çalışma sayesinde büyük şehirde yaşama mecburiyeti kalmayacak.  Aile bağları, hayatı erteleme alışkanlığı gözden geçecek, evlerde pratik yemekler pişecek, pratik mutfak değer kazanacak, dünya daha az kirlenecek ve daha bir sürü şey…ya da bunların hiçbiri olmayacak, başka şeyler olacak.  Ama mutlaka bir şeyler olacak ve bu süreçten bunları en önce fark edip işletmesini bu yeni toplumun hayatını kolaylaştıracak şekilde dönüştürenler kazanacak.

Hadi Çay Koyun Yine Yeniden Başlayacağız, neyse ki çay seven bir milletiz.

Hepimize kolay gelsin.

Total Page Visits: 575 - Today Page Visits: 1

2 thoughts on “Şoku Atlattıysak Artık İşimize Bakabilir Miyiz?”

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Bir çırpıda okudum. Aynı düşünceleri paylaşıyorum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Gelecek değişime ayak uyduranlarla devam edecek 👍

  2. Merhaba Etkileyici bir yazı olmuş, ben hakikaten herşey eskisi gibi olmayacak diyenlere biraz abartıyorsunuz duye bakıyordum, ama Bu ayzidan sonra ayaklarım yere bastı, teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir