Toplumsal Dönüşümde Kritik Eşik-İnovasyon-100.Maymun Fenomeni

29 Kas 2020

100. Maymun Sen misin?

 

Tüm filmler, tüm hikayeler iyilerle kötülerin, akıllılarla aptalların, bilgelerle cahillerin savaşı üzerine kurulmuş.  Bugünlerde çok popüler olan BİR BAŞKADIR dizisi de “BAŞKA” dense de kötünün iyi iyinin kötü ya da iç içe olduğu duygusu ile sürekli iyi ve kötü kalıplarımızı sorgulatıyor. Bütün bunlar bir yana filmin yansıttığı çok önemli bir gerçek var; başka başka insanlar bir arada başka başka hayatlar yaşıyoruz.  Bu nedenle bu dizi bana toplumsal dönüşüm konusundaki “100. Maymun Fenomeni”ni hatırlattı. Bu yazıda biraz bundan bahsetmek istiyorum.

  1. Maymun Fenomeni; maymunlar üzerinde yapılmış olan bir deneye dayanıyor:

Doktor Lawrence Blair ve Lyall Watson; 1952 yılında Pasifik Okyanusu’nda Japon Koshima Adası’nda Macaca Fuscata cinsi maymunlara kumların üzerine tatlı patatesler bırakıyorlar.

1

Maymunlar kumdan rahatsız olsalar da lezzetlerine dayanamayıp patatesleri yemeye başlıyorlar.  Bir süre sonra 18 aylık IMO adındaki bir genç dişi maymun, kumlara bir çözüm buluyor ve patatesleri yıkamayı akıl ediyor, önce yıkamayı annesine sonra çevresindekilere öğretiyor ve patatesleri yıkayarak yiyenler giderek artıyor.

6. yılın sonunda (1958) genç maymunların tamamı ve yenilikçi olgun maymunlar patatesleri yıkayarak yeme alışkanlığı geliştirmiş olurken değişime direnen, gençlerin fikirlerine önem vermeyen statükocu, muhafazakâr maymunlar patatesleri kumlu yemeye devam ediyorlar.

“E ne var bunda?” diyeceksiniz.  Buraya kadar her şey normal.

Buradan sonrası çok kritik 1958 yılında hayat her gün üç aşağı beş yukarı aynen devam ederken söz misal 100. maymun da patatesi yıkayarak yemeye başladıktan sonra hemen hemen kalan bütün maymunlar mucizevi bir şekilde patatesleri yıkayarak yemeye başlıyor, kolektif bir bilinç sanki bütün maymunlara kumları temizlemek için patatesleri yıkaması gerektiğini öğretmiş gibi. Deney sonuçları bununla da kalmıyor, diğer adadaki maymun kolonileri de bu adadaki maymunlarla hiçbir etkileşimleri olmadığı halde patatesleri yıkayarak yemeye başlıyorlar ve toplumsal dönüşüm gerçekleşiyor.  Öyle internetten televizyondan falan görüp değil kendiliğinden, belki de bizim bilmediğimiz başka bir iletişimleri vardır bilemiyorum.

Daha sonra Doktor Lawrence Blair ve Lyall Watson’ın ve onlardan esinlenen başka bilim insanlarının yaptıkları deneyler benzer “kritik eşik” sonuçlarının olduğunu doğruluyor.

Ve bu kuram bilim dünyasına 100. Maymun Fenomeni olarak geçiyor.

Hayatımızdaki Kritik Eşikler

Bunu ışığında hayatımızda iyi tarafına ya da kötü tarafına bir sürü kritik eşik olduğunu gözlemleyebilirsiniz:

Jenga oyununu biliyorsanız o ahşap bloğu alana kadar kule ayakta durur ya da depremde o bir saniyedeki titreşim binayı yerle bir eder. Dengede duran terazi bir gramla yere vurur.

Emek verdiğiniz şeylerin kritik eşikten sonra tüm toplumun gerçeği olacağını düşününce kulağa hoş geliyor, belki 100. kişi benimdir ya da şu an 100. saniye veya bu 100. Eğitim diye düşünmek ümit veriyor.  Belki de bu 100. blogdur ya da siz okuyan 100. kişisinizdir.  Her an her şey çok güzel olabilir.

Uzun süredir, BİR GÜN HER İŞLETME ÇEVİK OLACAK ÇÜNKÜ SADECE ONLAR HAYATTA KALACAK diyordum demek ki kritik eşiği geçtik mi; sabah uyanıp bütün şirketleri çevikleşmiş bulacağız, bunu düşünmek çok güzel.

Öte yandan toplumsal dönüşümde kritik eğişi siz de iyi ile kötünün, sizin gibi olanla olmayanın bilek güreşi gibi hissettiniz mi? Yani kıl payı kaçırdığınızda inandığınız şeylerle birlikte yok olabilirsiniz.  Termodinamiğin 2. Yasası Entropi’yi duymuşsunuzdur; evrende sürekli olarak düzensizlik artar ve her şey yıpranır, canlılar ölür. Sosyologlar toplumsal dönüşüm için de aynı kuramın geçerli olduğunu düşünüyorlar. Yani düzeltmek için emek vermediğiniz her şeyin kötüye gittiği yetmiyormuş gibi bir de 100. Maymun fenomeni gösteriyor ki kötülük kritik sayı geçerse bir anda her şeyin köpkötü olma ihtimali de var.

Diziyi mi; aslında bitene kadar çok severek izledim; çok sürükleyici, oyunculuklar, görüntüler çok sahici, inandım. Çekim tarzı sanki bir “Truman Show” izlenimi veriyor ama acaba böyle hayatlar var mı, yoksa entellerin kendini varoşa hakkını verme makamı görmesi mi emin değilim. Son kararım ben diziyi sevmeyenlerdenim; sanat yapıyoruz çok yönlü bakıyoruz diye kadınları döven, çocuklara tecavüz eden adamlara hak verme yaklaşımı çok benlik değil.

Dizi beni anlatmıyor, seni de anlatmıyor, yazarı anlatıyor mu bilmiyorum.  Benim yaşadığım İstanbul daha güneşli bir kere o kadar karanlık değil.

Biz neredeyiz bu ülkede? Biz ne zaman 100. maymun olup marjinal olmadan, aileye, arkadaşlara değer veren, üretime, mutluluğa, topluma değer katmaya emek veren çalışkan insanlar olarak kritik eşiği geçeriz bilemiyorum.

Belki de bulunduğumuz toprakların kaderi; mozaik yapısı hiçbir kitlenin kritik eşiğe ulaşmasına izin vermiyordur, o nedenle çalkalanıp duruyoruz. Kritik eşiği geçene kadar iyilik için çalışan herkesin 100. Maymun olma potansiyeli var.

Kim bilir belki de 100. maymun sensin!

 

Total Page Visits: 1122 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir