Bu sefer tehlike bulutlardan değil yerin altından geldi. Yeni şehirler inşa ederken inşaat sektörünü de yeniden inşa etmemiz gerekiyor, çünkü teknik sorunlardan daha fazla proje yönetimi sorunları ile yüz yüzeyiz.
Gerek depremin öncesinde gerekse deprem sonrasında çok değerli uzmanlar neler yapılması gerektiği ile ilgili çok değerli bilgiler paylaştılar ve paylaşmaya da devam ediyorlar. Aslında ne yapılması gerektiği konusunda bilgiye erişim konusunda problemimiz yok. Problem bu bilgileri hayata geçirme aşamasında ortaya çıkıyor. Bir proje başarısızsa bu bir “proje yönetim” hatasıdır. Burada aklınıza bir proje yöneticisi bulup bütün suçu ona yüklemekten bahsettiğim gelmesin, zaten hata tüm sorumluluğu bir proje yöneticisine yüklemeye çalışan yönetim yaklaşımımızda. Eğer ortada bir başarısızlık varsa tüm paydaşlar olarak koordine olamamışız ve projeyi yönetememişiz demektir.
İnşaat sektörü ilk imar planını hazırlama kararını verenden en son o binayı satın alıp kullanana kadar yüzlerce paydaşın dahil olduğu bir yapıya sahip. İnsanın olduğu her yerde olabileceği gibi bileni var, bilmeyeni var, disiplinlisi var veya birazcık esnetme yapabileni ya da elinden bu kadar gelebileni var. Sonuçta her paydaş kendi kabul edilebilir tolerans sınırları içinde doğru bir süreç yönetse bile sonuç bir felaket olabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde bir dizi filmde izlemiştim: Maktule son darbeyi vuran kişi “öldürme kastı ile vurmaktan” yargılanıyordu. Avukat müvekkilinden önce öldürme kastı olmadan başkalarının da birbirlerinden habersiz olarak maktule vurduğunu ve bu öldürme kastı olmayan küçük darbelerin sonucunda maktulün öldüğünü ispatlamıştı. Yani herkes beraat etmişti ölen öldüğü ile kalmıştı. Yaşanan bu felakette her ne kadar fatura müteahhitlere kesilse de günün sonunda sürece doğrudan ya da dolaylı etki eden hepimiz belki de çok da önemli olmayan minik hatalar ve ihlaller yaptık, çıkarlar sağladık veya iş yükü, maliyet ve zaman baskısı ile elimizden bu kadar geldi ya da her şey bir iletişim hatası koordinasyon eksiği ile oldu. Ve bu katliamda öldürücü darbeyi vurma kastı ve gücü taşımadığımız ve en önemlisi de “birbirimizden haberimiz olmadığı” için hepimiz beraat edeceğiz. Eğer iş yapış şeklimizi ve zihniyetimizi değiştirmezsek ölen öldüğü ile kalacak bu yaşananların geleceği iyileştirmek adına kapsamlı bir etkisi olmayacak.
Einstein’a atfedilen sözde: “Delilik; aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuç beklemektir.” diyor. Kaldı ki biz bu filmi 2. kez görüyoruz. Eğer yıkılan yeni bina sayısı %10’lar civarında olsaydı buna birkaç müteahhidin kötü uygulaması veya hesap hatası diyebilirdik. Ama oran bu kadar yüksekse sistemsel bir hata yaptığımız ortada.
Çevik olabilmenin sırrı; hatalardan ders alarak sürekli iyileştirmelerle gelişmek. Sürekli iyileştirmenin bel kemiği ise belirli aralıklarla düzenli olarak yapılan “retrospektif” toplantıları. Bu toplantıları geçmişten öğrenilen derslerin çıkarıldığı ve bunlara dayanılarak iyileştirme kararlarının alındığı etkileşimli toplantılar olarak tanımlayabiliriz. Retrospektif bakış açısını ve tekniklerini dergimizin önümüzdeki sayısına bırakalım. Bu sayıda onarımla kullanılabilecek binalardan yaşama dahil edilmesi sürecinden bahsedeceğim. Zira şu anda bir an önce maksimum sayıda insanın evlerine girmelerini sağlamamız gerekiyor. Bu arada yetki sahiplerinin de kapsamlı bir retrospektif sürecine girdiklerini umuyorum, zira müteahhitleri suçlayıp işleyişi değiştirmeden sadece süreçteki denetimleri artırıcı önlemlere odaklanmak kolaya kaçan makyajdan fazla bir anlam taşımaz.
Şehirlerin yeniden inşası ve hayatın düzene girmesi ile ilgili çok zorlu bir iş yükü sürecinin içine giriyoruz hem çok hızlı bir teslimat sürecini başlatmamız gerekiyor hem de bu kadar işi yüklenebilecek iş gücümüz yok. 450.000’in üzerinde müteahhidimiz ve alt yükleniciler ile milyonu aşan inşaat sektörü firmamız olduğu söylense de günün sonunda hepsi aynı işgücü ve malzeme havuzundan faydalanıyor ve üstelik bu işgücünün önemli bir bölümü halihazırda zaten çalışıyor ya da daha iyi ekonomik koşullarla yurt dışında çalışmayı tercih ettiği için çoktan yurt dışına gittiler bile. Yani kalifiye çalışan sıkıntımız var. Beyaz ve mavi yaka iş gücümüzün çok üretken, koordineli ve motive bir şekilde çalışmalarını sağlamamız gerekiyor. Zira bu süreç son derece stresli ve uzun soluklu olacak, sürecin sağlıklı ilerlemesi için iş gücümüzün de bedensel ve ruhsal sağlığından sorumluyuz. Öte yandan bölgede işini kaybetmiş ve para kazanmaya ihtiyacı olan bir çok depremzede var. Öğrenen gelişen organizasyonlar yaratarak onları da birlikte üretir hale getirmemiz gerekiyor. Bir an önce teslimatlara başlarken iş gücünü de üretken şekilde yönlendirip gelişmelerini sağlama zorunluluğu bizi çevik olmaya zorluyor.


