İş Geliştirme-Motivasyon-Çevik Yönetim-kadın girişimci

28 Ara 2020

En Son Ne Zaman Güldünüz?

Pandemide 10. Ayı dolduruyoruz.  Yazın biraz pandemi stresini hafifletmiş olsak da ilkinden daha ağır gelen 2. atak ve mutasyon, aşı ve ilaç beklentileri bizi belirsizlikler içinde strese sokmaya devam ediyor.  Burada Stockdale paradoks’unu tekrar hatırlatmak istiyorum. Hiç kimse ne zaman biter bitince neye benzer tam olarak bilemiyor, tahminler ümitler var ancak son anda bir mutasyon hayallerimizi suya düşürürse yıkılmamak gerek.  O zaman anda kalmak ve akışta olmak belki de yapılabilecek en iyi şey.

4 duvar arasına sıkıştığımız şu günlerde her şey ayağımıza geliyor, nerede ise hiç dışarı çıkmadan yaşayabiliyoruz, eğitimi, işi, sosyal sorumluluk projelerini, eğlenceyi, sosyalleşmeyi (!), sporu her şeyi ekran üzerinden yürütmeyi deneyimliyoruz.

Bir yandan fiziksel birliktelikleri deliler gibi özlüyoruz, bir yandan agorafobi geliştiriyoruz.  Bir yandan dışarı çıkmak istiyoruz bir yandan bahaneler üretiyoruz bir yandan da pijama-eşofman moduna alıştık ve dışarı çıktığımızda da bu modu devam ettirme eğilimi gösteriyoruz. Mayalı ekmek yapma furyaları da bitti.

DAHA AZ GÜLÜYORUZ!!!!!

Daha çok çalışma modundayız, daha çok meşgulüz…peki ilerliyor muyuz? Yoksa bu aktiflik içinde uyuştuk mu?  Hayatın ritmini mi kaybettik?

Oysa pandemiden önce hayat bir ritme ve dengeye dayanıyordu, ev-iş, gece-gündüz, yaz-kış, hafta içi hafta sonu her şeyin bir düzeni bir ritüeli bir ritmi vardı,  bu bize hareketlilik, özlem ve zindelik kazandırıyordu. Her günü aynı şekilde yaşamak ise bir yerden sonra kaybolmuşluk duygusunu da beraberinde getirdi.  Özellikle özel günlerin de sıradan geçmesi daha büyük eksiklik yaratmaya başladı.

Birbirimizle olmayı özlüyoruz, ofise çay alırken, lavaboya giderken dedi-kodu yapmayı özlüyoruz, öğle yemeğinde kaynatmayı dönüşte vitrinlere bakmayı özlüyoruz.  Çatıştığımız iş arkadaşımızla mecburen bir araya gelip birbirimizin yüzüne bakmayı bile özlüyoruz.  Etkinliklerde uzun zamandır görmediğimiz insanları görmeyi, yenileri ile tanışmayı özlüyoruz. Bir arkadaşımızla bir kafede çay-kahve içmeyi özlüyoruz, hafta sonu dışarıda uzun sohbetli kahvaltılar yapmayı özlüyoruz.

Daha da ötesi, giderek artan proje bazlı çalışma kültürü, bireysel ve uzaktan çalışma modelleri pandemiden sonra da insanları güneşin ve hayatın ritminden koparmaya devam edecek.  Sadece iş konuşulan muhabbetsiz toplantılarda, birbiri ile tanışan ama birbirini tanımayan insanlarla bir araya gelip çalışıp ayrılacağız ama hep bir şeyler eksik kalacak.

Platon’a göre insan toplumsal bir hayvan.  Yeni normalde de toplum 5.0’a doğru dönüşürken insanlığımızdan vaz mı geçeceğiz?

Sanayi devrimi çalışanı “eleman” olarak görüp makinenin parçası haline getirmişti, şimdi global işletmeler çalışanın mutluluğunu ön plana çıkarıyor, hatta işletmelerdeki KPI’lardan (Anahtar performans göstergesi) biri mutluluk ölçümleri.  Artık insanlık yaptığı işte mutluluk ve anlam arıyor.

Endüstri sosyologları çok erken dönemlerde az kazanan mavi yaka çalışanlar arasında yapmış oldukları araştırmalarda; çalışanların daha çok çalışıp daha iyi kazanmayı çalışma arkadaşlarının dışlamasından çekindikleri için reddettiklerini tespit etmişlerdi. Sosyal kabul büyük ihtiyacımız.

Daha sosyoloji bilmi kurulmadan, antik çağda filozoflar “insan sosyal bir hayvandır” demişti.  Yaşamak için birbirimizin enerjisine, sevgisine, saygısına ihtiyacımız var, hatta kıskanmasına ve çatışmasına bile.

İş yeri ile ilgili her şey işle ilgili değil.

Pandeminin başlangıcında insanlar evden daha verimli olmanın, yolda vakit kaybetmemenin tadını çıkarsalar da yalnızlığın ve belirsizliğin verdiği duygusal yorgunluk giderek omuzlarına çökmeye başladı.  Kimi işletmeler mümkünse açık hava sosyalleşme toplantıları yapmaya, açık hava imkanı yoksa da çevirim içi ortamlarda gündemsiz, sosyalleşme toplantıları yapmaya ve oyunlar oynamaya başladılar.

Eğer şimdi pandemi olmasa idi, birçok yeme içme mekanı şirketlerin yılbaşı kutlamaları ile tam rezerve dolu halde olacaklardı.  Belki bu mekanlar kapalı ama hala işverenler şık yılbaşı yemek paketleri yaptırıp çalışanlarının evlerine yollayabilirler ve kamera karşısında iş dışı bir gündemle ailecek bir araya gelip birbirleri ile sosyalleşebilir hatta online tombala oynayıp çekiliş bile yapabilirler.

İK yöneticileri çalışan performansını takip ederken “performans ve adam-saat takip” sistemine odaklanmak yerine önce hepimiz için zor olan bu koşullarda “motivasyon ve mutluluk artırıcı” iş birliği ve bağlılığı güçlendirici faaliyetlerin peşine düşebilirler, performans artışı akabinde gelecektir.

Aynı şekilde eğitim kurumlar hırslı bir şekilde yoklama yapmak yerine öğretmenlerinin ve öğrencilerinin motivasyon ve ruh sağlıkları ile ilgilenebilirler.

Peki iş yerlerimiz bunu yapmıyor diye biz mutsuz ve mahzun mu olalım?  Mum değiliz, erimeyiz; etrafımızı aydınlattıkça aydınlanırız. Değişim kendinden  başlar, şimdi kendimize bir yapılacaklar listesi yapalım:

Şimdi yapılacaklar listesi

  1. Hediye alınacaklar listesi çıkar
  2. Çok kalabalık ve riskli olmayan yerlerden minik hediyeleri al, kendini de ihmal etme
  3. Kendine Yılbaşı gecesi için şık bir kıyafet hazırla
  4. Özel Menü belirle
  5. Yılbaşında aranacaklar listesi yap hatta görüntülü ara ve bunu kayda al ve sakla, bir gün anlatırsın ne seneydi diye.

Sizin bu yılbaşını güzelleştirmek için bana nasıl bir öneriniz olurdu?

Bir gün bütün bunlar bitecek ve çok büyük kazanımlarla yolumuza devam edeceğiz.

Sevgiyle ve özgürlükle dolu bol bereketli bir yıl dilerim.

Total Page Visits: 973 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir