22 Ara 2022

Yeşil Kentsel Dönüşüm

Türkiye İMSAD tarafından düzenlenen ve 3 Kasım’da gerçekleşen “Uluslararası İnşaatta Kalite Zirvesi” bu yıl “Sürdürülebilir Gelecek” konusuna odaklandı. Ayın Yorumu bölümünde Sosyolog, Y. Mimar Demet Demirer, etkinlik izlenimlerinden yola çıkarak yapı sektöründe sürdürülebilirlik kavramını ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarıyla ele alıyor.

Avrupa Birliği Komisyonu 2020’de, Avrupa’yı 2050’ye kadar iklim nötr hale getirmeyi hedefleyen “Yeşil Mutabakat”ı (European Green Deal) yayınladı. Bu konuda yapılan araştırmalar ve akademik çalışmalar durumun vahametini ortaya koyuyor. Bütün sektörlerin ve STK’ların odağında yer alan bu konu, dünyanın ham madde stoklarının önemli bir bölümünü tüketen, hem inşa sürecinde hem de işletme aşamasında iklim değişikliğinde önemli bir etkisi olan inşaat sektörünün de gündeminde. İnşaat sektöründe ise 3 tip davranış var: yok sayma, PR amaçlı olarak varsayıyor gibi yapma ve varsayma.

İMSAD’ın 3 Kasım’da gerçekleşen 10. İnşaatta Kalite Zirvesi’nin teması da bu aralar birçok zirve, kongre ve etkinlikte olduğu gibi “Sürdürülebilir Gelecek” idi. Ve gerçekten bu konuyu “varsayan” ve düzeltmek için kendi uzmanlıklarına göre aktif olarak emek veren çok değerli “aktivist”lerin sahne aldığı zirve son derece aydınlatıcı, bir o kadar da ürkütücüydü. Ufak tefek kıvılcımlar olsa da durumun henüz ümit verici olmaktan maalesef uzak olduğunu söyleyebilirim. Sahnedekiler hâlâ “aktivist”ti çünkü “sürdürülebilirlik için dönüşüm” tüm dünyanın seferber olduğu, adım adım birlikte ilerlediği bir politika olmaktan henüz uzak; günlük olayların akışı arasında ilk aksaklıkta ikinci plana atılabilen ve yüreği, aklı güzel insanların iğne ile kuyu kazdıkları bir ütopya olarak ilerliyor.

İnsan zihni büyük problemlerle uğraşmayı sevmez, ileri tarihlere odaklanamaz ve hedonisttir. Büyük rakamlar kafamızı karıştırdığı için bir kalemde milyonları harcarız, ama pazarda birkaç TL için evine ekmek götürme derdindeki pazarcı ile pazarlık ederiz. Uzak hedeflere odaklanamadığımız ve yakın hazza kandığımız için 2 ayda 8 kilo vermeyi hedefleriz ama önce önümüzdeki tatlıyı yemekten kendimizi alamayız. Önceleri bizim için uzak tarihlerde bir riski işaret ettiği için küçümsediğimiz bu problemi şimdi -çok haneli sayıları algılayamadığımız gibi- uğraşamayacağımız kadar büyük görüyor ve bizden daha akıllı, daha yetkili birilerinin çözmesini bekliyoruz. Üstelik dünyada bombalar patlarken, kimileri rant ve para peşinde koşarken “ısıtıcıyı bir derece düşürüp kazakla oturmamla mı dünya kurtulacak” diye düşünüyoruz.

Artık korkutarak harekete geçme faslını geçtik bence, en çok yok sayanlar bile durumun farkında ama çözümün parçası olmayı bilmiyorlar. Bunun için insanları korkutup suçlamak yerine insanın ve toplumların zaaflarını, güçlü yanlarını bilerek buna uygun bir proje yönetim metodu ile adım adım ilerlemek gerekiyor. Motivasyon ve başarı zevki, korku ve cezadan çok daha güçlü bir harekete geçiricidir.

Sürdürülebilirlik son dönemde daha çok “çevresel sürdürülebilirlik” olarak algılansa da sürdürülebilirliğin ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlar arasında denge ile mümkün olduğuna vurgu yapmak önemli. Az yiyerek, az gezerek, az giyerek, az ısınarak, az kazanarak sürdürülebilirliğe katkıda bulunabiliriz ama aç kalıp donarak sürdürülebilir bir yaşam geliştiremeyiz.

İnşaatta Kalite Zirvesi’nin konuşmacılarından Dr. Alfonso Vegara’nın “Geleceğin Şehirleri için Mimariyi Tasarlamak” başlıklı sunumunda bahsettiği hem yapay zekâ hem insan zekâsının birlikte işlediği “supercity” kavramı tam da bu 3 bileşenin optimize edilmesi için bölgesel planlamalara işaret ediyordu. Hatta tüm Marmara Bölgesi’ni kapsayan hem merkezi hem de merkezden dağıtılmış yaşam ve ekonomi elması “Marmara Sea Diamond” oldukça ilgi çekici idi. Umarım karar vericilerin de dikkatini çeker.

Kale Grup sponsorluğunda gerçekleşen ve Belgin Benli’nin moderatörlüğünü yürüttüğü “Kentsel Geleceğe Doğru” başlıklı oturumda İsrail’den, İspanya’dan ve İngiltere’den deneyimlerini aktaran çok değerli konuşmacıların sunumlarında iletişim, iş birliği, bütünsel yaklaşım, küçük adımlarla ve pilot projelerle başlamak gibi sözlerin tekrarı dikkat çekti. Bizim hep birlikte minik bir adım atıp, başarımızı kutladıktan sonra ikinci büyük adımı planlamaya ihtiyacımız var. Çevik proje yönetim yaklaşımlarını işaret eden bu konuyu daha sonra tekrar değinmek üzere buraya park ediyorum. Dönüşüm için önemli bir diğer konu da her şeyi devletten beklememek ve inisiyatif almak. Ayrıca tüm dünya genelinde regülasyonlara uyan veya legal olan her şeyin de doğru ve adil olmadığını bilecek kadar hayat deneyimimiz var. Doğruyu bulup hayata geçirmekte kural koyucular kadar özel sektörün veya bireylerin de inisiyatif alması gerekiyor.

Entegre Raporlama Derneği Başkanı Prof. Dr. Güler Aras’ın şirketler özelinde firmaların giderek farkındalıklarının arttığını ve şirketlerin, finansal göstergeleri ile beraber çevresel, sosyal ve yönetsel göstergelerinin de etkileşimli bir şekilde raporlanması sürecine girdiğini belirtmesi oldukça ümit vericiydi. Karbon vergisi uygulaması ise üreticilerin üretim süreçlerinde karbon emisyonlarını düşürecek önlemleri almaları için motivasyon kaynağı olabilir, tabii 25 kuruşa naylon poşet uygulamasından çıkarılacak çok ders var.

BuildingSMART Türkiye ile birlikte düzenlenmiş olan zirvede BIM teknolojileri ve sürdürülebilirlik önemli konu başlıkları arasında yer alıyordu. Prof. Dr. Salih Ofluoğlu’nun hazırlamış olduğu sunum, yapı formunun ve kabuk tasarımının iklim verilerine göre ısıtma-soğutma yüklerine etkisinin BIM’de oluşturulan yapı modeli üzerindeki simülasyonlar aracılığıyla analiz edilişini ele alıyordu. Bu simülasyonun yapılabiliyor olması, bina ölçeğinde doğru tasarımın yapılması adına ümit verici. Sürdürülebilirlik için mekanik+elektrik tesisat tasarımının ve otomasyonun önemli etkisi olmakla beraber doğru bir mimari tasarım ile bu disiplinlere düşen iklimlendirme ve aydınlatma yükü önemli ölçüde azaltılabilir. Bunun ortaya konmuş olmasını son derece değerli buluyorum. Mimarlar ve mühendisler olarak mesleki eğitimimiz sırasında birlikte çalışmayı ve tasarlamayı öğrenmiyoruz, umarım gerçek hayatta BIM ve diğer teknolojilerin sağladığı imkânlarla birlikte daha akıllı tasarımlar yapmayı öğreniriz. Zira teknoloji bunun için iyi bir araç, ancak iş birliği için gerekli zihin yapısı gelişmemişse zihinsel siloları aşabilecek bir teknoloji bulmak oldukça güç. Burada Çevik Proje Yönetim yaklaşımlarına yine bir gönderme yapalım.

İnşaat Sektöründe dijitalleşme dendiği zaman çoğunlukla Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) konusu anlaşılıyor. Oysa inşaat projelerinin önemli bir kısmı fiziksel ortamda ve çok karışık ve karmaşık süreçlerle gerçekleştiriliyor. Bu süreçlerin iyileştirilmesine ve geliştirilmesine yönelik farklı inşaat teknolojileri (contech) geliştirilmeden ve çevik/yalın proje yönetim yaklaşımları yerleştirilmeden israfın önüne geçilemez, üretkenlik artmaz ve dijital ikiz gerçekleştirmiş olamayız. Sahada yaptığımız imalat BIM ile tasarlanan projenin kötü bir kopyası olmaktan öteye geçemez ve dijital ortamda yarattığımızı sandığımız performansa yaklaşamaz. O nedenle “İnşaatta Kalite” dediğimiz zaman, “tasarım-malzeme ve uygulama” ayaklarının entegre ve birlikte çalışması ve süreçlerin fiziksel binanın sağlıklı üretilmesini sağlayacak şekilde iş birliği içinde yürütülmesi gerekiyor.

Dünyamıza ve sosyal yapıya büyük zarar veren, Sanayi Devrimi ve kapitalist düzenin güç tutkusuna karşı dünyayı ve insanlığı kurtaracak sürdürülebilir bir denge arıyoruz. Burada artık çevik proje yönetimine ve çevik organizasyonlara dönüşmekten bahsetmenin tam sırası sanırım. Çeviklik, değişime adapte olmak için düşünen, gelişen organizasyonlara dönüşmek ve belirsiz dünyada denemeler yaparak sürekli iyileştirerek ilerlemek anlamına geliyor ve birçok etik değeri içinde barındırıyor. Eğer sanayide bir “0 karbon” değişimi hedefleniyorsa öncelikle düşünen, gelişen çevik organizasyonlara dönüşmek işleri çok daha kolaylaştıracak ve etkiyi arttıracaktır. Çünkü 0 karbon dönüşüm süreci de adım adım denemelerle iletişim içinde, yani çevik yönetilen bir süreç.

“Yeşil Mutabakat” 30 yılda yeşil dönüşümü gerçekleştirmeyi öngörüyordu. Bir sonraki zirve tarihinde 26 yılımız kalmış olacak, geri sayım hızla ilerliyor ve yıllar boş geçtikçe “0 karbon emisyonu” hedefi ile aramız açılıyor. Bir sonraki zirvede; sektörün bütün aktörlerinin; hükümetin, belediyelerin, geliştiricilerin tüm disiplinlerdeki tasarımcıların, malzeme imalat sanayicilerinin, inşa süreci disiplinlerinin, hatta tesis yönetimi sektör temsilcilerinin ve finans kurumlarının bir araya gelerek iletişim içinde olmasını umarım. İş birliği içinde bölgesel planlama-şehir planlama-semt planlama ve bina tasarımı ölçeklerinin bütün bileşenleriyle ve inşa öncesi tasarım kriterleri, inşaat süreci kuralları ve işletme süreci prensipleri doğrultusunda “yeşil dönüşüm” yol haritasını birlikte çalışmış ve atılan adımların sonuçlarını kutluyor olmamızı dilerim. Görünen o ki hazır depreme karşı “kentsel dönüşüm”e başlamışken “Yeşil Kentsel Dönüşüm”e girişmemiz gerekiyor.

Etkinliğin son konuşmacısı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu dijital ekonominin özellikle yüksek enerji tüketimi ile önemli miktarda karbon ayak izi olduğuna vurgu yaptı. Onun da söylediği gibi dijital ortamda bu yazıyı yazmanın, sunucularda saklamanın, sizlere ulaştırmanın ve sizin okumanızın “karbon ayak izi” var. Umarım buna değen bir yazı olmuştur.

Sürdürülebilirlik için dönüşüm yolunda hepimize kolay gelsin.

Total Page Visits: 1725 - Today Page Visits: 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir